Ana içeriğe atla

“Mutlu Olmak İçin Mutlu Etmek Yeter" Dediler

Hepimiz iş hayatına başlamadan önce veya iş hayatı boyunca “..mutlu olduğun işi yapacaksın kardeşim.. Yoksa sürünür durursun..” falan filan gibisinden çok öğüt duymuşuzdur. Hatta belki kendimiz de bu sözleri başkasına söylemişizdir.

Ama gelin görün ki kazın ayağı öyle değil.. Herkes mutlu olduğu bir noktadan iş hayatına başlayamayabiliyor veya kendisini mutlu eden şeyler para etmeyip, para kazanmak için başka iş(ler) yapmak durumunda olabiliyor. Peki ne yapmak lazım, o beylik sözlerdeki gibi mutsuz mutsuz sürünerek mi yaşayacağız? Tabi ki hayır.

Hayatın mutluluk kanunu “paylaştıkça”, “mutlu ettikçe” insanların mutlu olmasıdır. Bu kanun iş hayatında da geçerlidir. İş hayatında herkesin yaptığı iş, ya iç müşteri dediğimiz sizden hizmet alan bir kurum çalışanını etkiler, ya da dış müşteri dediğimiz çalıştığınız kurumun hizmet verdiği gerçek müşterileri etkiler.

Eğer siz yaptığınız iş ile veya yaptığınız işteki beklenmedik farklılıklar ile hizmet verdiğiniz müşteriyi mutlu ediyorsanız, emin olun yaptığınız iş ne olursa olsun o kişinin mutlu olması sizin de mutlu olmanızı sağlayacaktır. Fakat maalesef iş hayatında genel itibariyle “..ben işimi yapar, paramı alırım, gerisi beni ilgilendirmez” mantığı hakim olduğu için pratikte bunu pek yapan olmuyor.

Peki ne olması lazım, bu durum nasıl düzeltilebilir? Burada iş tamamen yöneticilerin çalışanlarına verdiği mesaj ile ilgilidir. Yöneticiler beraber çalıştıkları kişilere, mekanik hedefler ve mantıksal detayda görevlerden ziyade, çok basit bir o kadar da aslında zor olan iç veya dış müşterinin memnuniyetini hedef olarak vermelidirler ve bunu kontrol eden izleyebilen bir yapı kurmalıdırlar. Bu kontrol ve izleme neticesinde de çalışanlarına gerek iş açısından gerekse kişisel gelişim açısından mentorluk yapmalıdırlar. Aynı zamanda yöneticiler çalışma yöntemi olarak çalışanlarına İngilizcede “collaborative” olarak denilen Türkçe’ye ise “İşbirlikçi” olarak çevirebileceğimiz çalışma yöntemini aşılamalılar. Bu konu ayrı bir yazı konusu olarak tekrar ele alınacaktır.(İngilizcesini de yazma sebebim Türkçesinin maalesef ülkemizde olumsuz bir algı oluşturmasından kaynaklanıyor.)

Bazılarınızın şunu diyebilir; “İyi de Ömer sen istediğin kadar iç veya dış müşteriyi memnun etmeye çalış, bazen hiç kıymet bilmeyip, işi en iyi şekilde hallolsa bile çekip giden “işin değil mi yapacan tabi”cilerin olduğu durumlar da oluyor.” . Tabi ki hayatta herkes farklıdır ama emin olun siz bunu iş prensibi edindiğiniz sürece, bir kişinin dahi samimiyetle size teşekkür etmesi ve yüzünün gülmesi hepsinden önemlidir. Aynı zamanda iş hayatında bu işler karşılıklı, siz de iyi bir hizmet aldığınız birine gülümseyerek teşşekkür etmeyi asla ihmal etmeyin.

Bu yazının konusunda, bazılarının hatırlayacağı “üçnoktabir” isimli müzik grubunun “Dediler ki..” şarkısından ilham alınmış olup, o şarkı dinlenirken yazılmıştır :) .

Sizin de dinlemeniz için aşağıda paylaşıyorum.. Şarkıda söylendiği gibi bu dünyada iyiler de kazanır, kötüler de.. Ama mutlu olmak için mutlu etmek yeter…  :)


“İyiler kazanır, kötülükler kazanır dediler.. Mutlu olmak için mutlu etmek yeter dediler.”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çalışan Görüşleri

Çalışanların çalıştıkları kurum hakkındaki düşünceleri, o şirket hakkında değerlendirme yapabilmek için önemli bir veridir. Bu konu iki farklı açıdan değerlendirilebilir. Birincisi şirkete kendini değerlendirme fırsatı verir. Kanaatimce şirket hedefleriyle aynı yöne bakmayan çalışanların şirkete zararı faydasından çoktur. Özellikle olumsuz fikirleri olan çalışanlar şirket için potansiyel bir tehlikedir. Kanser hücresi gibi yayılır ve olumsuz fikirleriyle diğer çalışma arkadaşlarını da zehirlerler. Şirket bu durumları tespit etmeli, doğru teşhisleri koyarak gerekli aksiyonları almalıdır. Zira çalışanlar şirketlerin en önemli kaynağıdır. Genellikle çalışanların olumsuz düşüncelere sahip olması ve aidiyet duygusunu kaybetmesi şirket uygulamalarından ve İnsan Kaynakları politikalarından kaynaklanıyor. Şirket yaptığı uygulamaların etkisini iyi hesaplamalı ve çalışanlarına iyi anlatabilmelidir. Aksi takdirde tabiri caizse kendi ayağına sıkmaktan başka bir şey yapmıyor olacaktır. Bu konu ş...

PAF Takımı : Kendini Her Zaman Genç Hisseden Bir Ekibin İş Hayatındaki Tecrübeleri

PAF Takımı farklı ekiplerde liderlik yapan 6 arkadaşın kurduğu bir ekiptir. Öğle yemek aralarında beraber olan ekip, sanal ortamda da bir araya gelerek aralarında sıkı bir bağ oluşturmuş, çoğu zaman geyiğe sarsa da, kimi zaman iş dünyası hakkında kimi zaman siyasette ateşli tartışmalar yaşamışlardır. Ortalama 10 yıllık bir tecrübeye sahip olan bu dinamik ekibin enerjisini bir yerde toplamak için fikirler ortaya atılmış ve nihayetinde bir blog açarak iş dünyası hakkında yazılar yazmaya karar vermişlerdir. Grubun ismi en güçlü oldukları konular olan proje, analiz ve finansın baş harflerinin bir araya gelmesi ile oluşturulmuş ve "İş dünyasının yardımcı kuvveti" sloganı ile de kendilerine bir vizyon çizmişlerdir. Amaçları amatör ruhlarını kaybetmeden bir takım olarak tecrübelerini gelecek nesillere aktarmaktır.  Fatih Yıldız Hilmi İltar Emre Cavlı Ömer Kaya Rıdvan Hekim Cumhur Salih

GAP Analizi Nasıl Yapılmaz? - 1

Bu yazımda, belki de çok uzarsa bundan sonraki birkaç yazımda, GAP Analizinin nasıl yapılmaması gerektiğini anlatmaya çalışacağım. Öncelikle GAP Analizi nedir kısaca anlatayım. GAP analizi, diğer adıyla FARK analizi, iki sistem arasındaki farklılıkları ortaya koymak için yapılan bir dizi çalışmadır. Örnek vermek gerekirse, şirketiniz bir paket program kullanıyor ve sistemin şirketiniz için artık yeterli olmadığına karar veriliyor. Uzun firma araştırmaları, PoC’ ler, demolar, teknik değerlendirmeler, fiyat teklifleri vs. sonunda bir tedarikçinin sistemi üzerinde karar kılınıyor. Bitti sanıyorsunuz ama her şey yeni başlıyor. Yaptığınız o PoC’ ler, Demo’ larla aday paketi tanıdığınızı mı sandınız? Tabi ki hayır.