Ana içeriğe atla

Bir sonraki çıkış gerçekten gelecek mi?

"Teknolojik gelişmeler bizi gerçekten doğru çıkışa doğru mu götürüyor, yoksa kaos tamamen teknolojiyi kullanan kişilerin inisiyatiflerine mi kalmış durumda?" Belki de gelecek için sorulması gereken ilk sorulardan biri de bu olmalı. Gelecek, evet, ama kimin istediği?

Geçtiğimiz on yılda, dünya üzerinde yaşamın başlamasından günümüze kadar meydana gelen tüm teknolojik gelişmelerden daha fazla teknoloji geliştirdik. Her yıl bir önceki yıldan daha fazla bilgi üretiyor, her yıl bir öncekinden daha fazla bilgi depoluyor, her yıl bir öncekinden daha fazla kişisel bilgiyi kaydediyor, her yıl bir öncekinden daha fazla dijital depolama donanımı üretiyoruz. Artık öyle bir hale geldik ki, bilgiyi üretme hızımız bu bilgiyi kaydedecek donanımı üretme hızımızdan daha fazla. Bu da bazı bilgilerin doğal seleksiyon gibi elenmesi ya da göz ardı edilmesi gerçeğini doğuruyor. Peki hangi bilginin önemli olduğuna kim karar veriyor?

Akıllı televizyonlar, akıllı gözlükler, akıllı saatler, çoktan günlük hayatımıza girdi. Yakında yardımcı robotlar ve sürücüsüz arabaların da günlük hayatın bir parçası olacağını düşünmek kimseye imkansızmış gibi görünmüyor. Sensörlerle dolu akıllı evlerimiz, akıllı arabalarımız, sürekli konum bilgisini kaydeden akıllı telefonlarımız, sağlık verilerimizi raporlayan akıllı bilekliklerimiz ve bunlar gibi pek çok nesne, nesnelerin interneti kavramı doğrultusunda birbirine bağlanıp, devasa bir sanal bilgi ağı oluşturmak üzere hazır bekliyorlar.

Büyük Veri

Çevremizdeki nesnelerin "bizim onayımızla" birbiri ile ilişki kurduğu, etkileştiği, yorumlar yaptığı, kararlar aldığı ve sonuçta bu kararını diğer nesnelerle paylaşıp aksiyona dönüştürdüğü bir dünya, kimilerine göre gereksiz kontrol ve karar süreçlerinin yoğunluğundan insanın kurtarılması için bir amaç, kimilerine göre insanların fark edemediği detaylar için, bunları fark edebilen sensörler ve mikro işlemciler yardımıyla çıkarımlar yapan ve insanlara yardımcı olan karar destek sistemleri, kimileri için yeni bir pazarlama ve satış alanı, kimileri içinse "Büyük Veri"nin hakimiyetini ele geçirme şansı.

Düşünün, omurganızın üzerine denk gelen konum ve basınç sensörleri ile donanmış bir ceket, sürekli oturuş ve duruş bozukluluklarını analiz ediyor ve raporluyor. Uzun süre aynı pozisyonda ve "hatalı" oturduğunuzda birden akıllı saatinize gelen bildirimle irkiliyorsunuz; "Daha ne kadar bu şekilde oturmaya devam edeceksin?" Ya da başka bir SMS geliyor birden, "Hastanemizde bel ve boyun fıtığı muayenesi ücretsizdir."

Her sektör, şu anda bebek adımları aşamasında olan "nesnelerin interneti" kavramını inceliyor ve yavaş yavaş bu bilinmeze doğru açılmaya başlıyor. 

Örneğin; akıllı ev kategorisinde ekonomik bir ürün haline gelmiş ilk örneklerden biri olan Nest, akıllı termostat ürününün ardından şimdi de akıllı duman dedektörü'nü piyasaya sunmuş durumda. Tabi henüz akıllı televizyonunuzun hava durumu kanalı ile konuşamıyor, ya da telefonunuzdaki takvimde kayıt edilmiş randevularınızı inceleyip, akıllı arabanızdan trafik tahminlerini alıp, eve kaç gibi gelebileceğinizi hesaplayıp, kaçta çalışmaya başlayacağını bilemiyor. Bilse iyi mi olurdu, tartışmaya açık ve karara bağlanması zor bir konu. Ama şunu söylemek şimdiden kolay, gelecekte telefonumuza şöyle uyarılar geldiğinde, hepimiz, "ne olacak ki canım" deyip, onaylıyor olacağız; "Akıllı termostatınız takviminize erişmek istiyor, onaylıyor musunuz?"

Kime göre?

Nesnelerin kime göre karar vereceği de önemli bir konu. O kadar önemli ki, bu teknolojinin ilerleyen aşamalarında "Uluslararası Birleşmiş Nesnelerin İnterneti Yasası" gibi kavramların çıkmasına bile neden olacak sorunlara sebep olabilir. Çok mu abarttık? Tabi ki sadece bir ceket ve duruş bozukluklarını analiz edebilen masum sensörlerden bahsediyorsak sorun yok. Ancak en nihayetinde, birbirlerine ve internete bağlanarak kötü niyetli sulara açılan bu nesnelerin "karar güvenliği" konusunda zaafları olacağı konusunu da ele almak gerekecektir.

Ve tabi, reklam sektörün bu süreçteki rolünü unutmamak gerekir. Nesnelerin interneti, reklam sektörü için, bir ucundan girip öbür ucundan çıkarak milyonlarca ağaçtan milyonlarca ton kereste yapabilecekleri yepyeni devasa bir orman gibi. Ve nasıl "bilgisayarların" internetinin tek hakimi oldularsa, nesnelerin internetini de fethetmeyi bekliyorlar. Ve bilgisayarların interneti nasıl reklam üzerinden yaşıyorsa, nesnelerin interneti de aynı sona mahkum olabilir. Peki o zaman gerçekten geleceğe mi çıkmış oluruz?

Bir sonraki çıkışta gerçekten geleceğe mi çıkmış olacağız ve bu gelecek kimlerin geleceği olacak hep beraber göreceğiz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çalışan Görüşleri

Çalışanların çalıştıkları kurum hakkındaki düşünceleri, o şirket hakkında değerlendirme yapabilmek için önemli bir veridir. Bu konu iki farklı açıdan değerlendirilebilir. Birincisi şirkete kendini değerlendirme fırsatı verir. Kanaatimce şirket hedefleriyle aynı yöne bakmayan çalışanların şirkete zararı faydasından çoktur. Özellikle olumsuz fikirleri olan çalışanlar şirket için potansiyel bir tehlikedir. Kanser hücresi gibi yayılır ve olumsuz fikirleriyle diğer çalışma arkadaşlarını da zehirlerler. Şirket bu durumları tespit etmeli, doğru teşhisleri koyarak gerekli aksiyonları almalıdır. Zira çalışanlar şirketlerin en önemli kaynağıdır. Genellikle çalışanların olumsuz düşüncelere sahip olması ve aidiyet duygusunu kaybetmesi şirket uygulamalarından ve İnsan Kaynakları politikalarından kaynaklanıyor. Şirket yaptığı uygulamaların etkisini iyi hesaplamalı ve çalışanlarına iyi anlatabilmelidir. Aksi takdirde tabiri caizse kendi ayağına sıkmaktan başka bir şey yapmıyor olacaktır. Bu konu ş...

PAF Takımı : Kendini Her Zaman Genç Hisseden Bir Ekibin İş Hayatındaki Tecrübeleri

PAF Takımı farklı ekiplerde liderlik yapan 6 arkadaşın kurduğu bir ekiptir. Öğle yemek aralarında beraber olan ekip, sanal ortamda da bir araya gelerek aralarında sıkı bir bağ oluşturmuş, çoğu zaman geyiğe sarsa da, kimi zaman iş dünyası hakkında kimi zaman siyasette ateşli tartışmalar yaşamışlardır. Ortalama 10 yıllık bir tecrübeye sahip olan bu dinamik ekibin enerjisini bir yerde toplamak için fikirler ortaya atılmış ve nihayetinde bir blog açarak iş dünyası hakkında yazılar yazmaya karar vermişlerdir. Grubun ismi en güçlü oldukları konular olan proje, analiz ve finansın baş harflerinin bir araya gelmesi ile oluşturulmuş ve "İş dünyasının yardımcı kuvveti" sloganı ile de kendilerine bir vizyon çizmişlerdir. Amaçları amatör ruhlarını kaybetmeden bir takım olarak tecrübelerini gelecek nesillere aktarmaktır.  Fatih Yıldız Hilmi İltar Emre Cavlı Ömer Kaya Rıdvan Hekim Cumhur Salih

GAP Analizi Nasıl Yapılmaz? - 1

Bu yazımda, belki de çok uzarsa bundan sonraki birkaç yazımda, GAP Analizinin nasıl yapılmaması gerektiğini anlatmaya çalışacağım. Öncelikle GAP Analizi nedir kısaca anlatayım. GAP analizi, diğer adıyla FARK analizi, iki sistem arasındaki farklılıkları ortaya koymak için yapılan bir dizi çalışmadır. Örnek vermek gerekirse, şirketiniz bir paket program kullanıyor ve sistemin şirketiniz için artık yeterli olmadığına karar veriliyor. Uzun firma araştırmaları, PoC’ ler, demolar, teknik değerlendirmeler, fiyat teklifleri vs. sonunda bir tedarikçinin sistemi üzerinde karar kılınıyor. Bitti sanıyorsunuz ama her şey yeni başlıyor. Yaptığınız o PoC’ ler, Demo’ larla aday paketi tanıdığınızı mı sandınız? Tabi ki hayır.